Terapide Değişimin Nörobilimsel Bir Yönü
- pskbugrakal
- 12 Ağu
- 3 dakikada okunur

Terapide değişimin nörobilimsel açıdan anlaşılabilecek yönlerinden biri, geçmiş yaşantıların bellekte nasıl depolandığı ve bu anıların zaman içinde nasıl yeniden işlenebildiğidir.
Geçmiş yaşantılarımız belleğin farklı sistemlerinde, farklı özellikleriyle temsil edilir. Özellikle epizodik bellek, yaşadığımız olayların bağlamını; nerede ve ne zaman gerçekleştiğini, olay sırasında neler olduğunu ve deneyimin bize nasıl hissettirdiğini hatırlamamızda rol oynar. Duygusal açıdan yoğun yaşantılarda ise olayın duygusal bileşenleri ve bu duygularla ilişkili bedensel duyumlar, düşünceler ve tepkiler oldukça güçlü biçimde belleğe yerleşebilir.
Özellikle tehdit, korku, kayıp ya da yoğun stres içeren deneyimler, kişinin daha sonraki yaşamında karşılaştığı bazı uyaranlar tarafından farkında olmadan yeniden tetiklenebilir. Bir ses, koku, renk, yüz ifadesi, beden duyumu ya da belirli bir durum, geçmişteki deneyimle ilişkili bir çağrışımı harekete geçirebilir. Böyle durumlarda kişi geçmişte yaşanan olayın kendisini hatırlamıyor olsa bile, o deneyimle ilişkili duygu, bedensel tepki veya davranış eğilimi sanki bugünün koşullarına aitmiş gibi ortaya çıkabilir.
Terapötik süreç açısından önemli olan noktalardan biri, kişinin bu yaşantılara güvenli bir ilişki içinde yeniden erişebilmesi, onları gözlemleyebilmesi ve üzerinde düşünebilmesidir. Terapist ile kurulan güven ilişkisi ve kullanılan terapötik yöntemler sayesinde daha önce yalnızca yoğun duygular, beden duyumları veya otomatik tepkiler şeklinde yaşanan deneyimler, zamanla konuşulabilir ve düşünülebilir hale gelebilir.
Bunu bir sporcu örneğiyle düşünebiliriz. Isınmamış bir kas daha sert ve daha az esnek olabilir. Sporcu mücadele öncesinde yaptığı uygun ısınma hareketleriyle kaslarını harekete hazırlar, hareket kapasitesini artırır ve ani hareketlere daha uyumlu hale getirir. Benzer şekilde, bazı geçmiş yaşantılar da başlangıçta kişinin zihinsel ve duygusal dünyasında oldukça katı, değişmez ve güçlü bir biçimde temsil edilebilir. Ancak güvenli bir terapötik ilişki içinde bu yaşantıya tekrar tekrar ve tolere edilebilir bir biçimde yaklaşmak, kişinin deneyimi farklı açılardan ele alabilmesini sağlayabilir.
Örneğin kişi geçmişte yaşanan olumsuz deneyimde kendini, o zamanki duygularını, bedensel duyumlarını ve karşılanmamış ihtiyaçlarını daha açık biçimde fark etmeye ve ifade etmeye başladığında, geçmişteki olayın anlamlandırılma biçimi değişebilir. Olay ortadan kalkmaz; yaşanmamış hale gelmez. Ancak kişi artık o olayı yalnızca geçmişteki koşulların içinden değil, bugünkü bilgi, deneyim ve kaynaklarıyla birlikte değerlendirebilir.
Nörobilim açısından burada önemli kavramlardan biri hafıza yeniden konsolidasyonu (memory reconsolidation)sürecidir. Bir anı yeniden hatırlandığında, bazı koşullar altında geçici olarak değişime daha açık bir hale gelebilir ve daha sonra yeniden depolanabilir. Bu nedenle terapötik süreçte amaç, geçmiş yaşantıyı silmekten çok, onun kişi üzerindeki mevcut etkisini değiştirmek olarak düşünülebilir.
Örneğin kişi geçmişte yaşadığı bir olayla ilgili daha önce yoğun biçimde “tehlikedeyim”, “çaresizim” veya “kimse bana yardım etmeyecek” gibi bir duygusal anlam taşıyorsa; güvenli bir ilişkide aynı yaşantıya yeniden erişirken bugün sahip olduğu kaynakları, farklı bir bakış açısını ve karşılanmamış ihtiyaçlarını deneyimleyebilmesi, olayın gelecekte nasıl hatırlanacağını ve bu anıya verilen duygusal tepkiyi etkileyebilir.
Dolayısıyla terapötik değişim, geçmişin silinmesi anlamına gelmez. Daha çok, geçmiş yaşantının bugün üzerindeki etkisinin ve o yaşantıyla ilişkili duygu, düşünce, beden tepkisi ve davranış eğilimlerinin değişebilmesi anlamına gelir. Kişi güncel yaşamındaki deneyimleri artık yalnızca geçmişteki baskın kayıtların etkisiyle değil, bugünkü deneyimlerini ve yeni öğrenmelerini de içeren daha geniş bir çerçeveden değerlendirmeye başlayabilir.
Bu yaklaşımın nörobilimsel arka planında öğrenme, bellek, sinaptik plastisite ve yeniden konsolidasyon üzerine yapılan çalışmalar önemli bir yer tutar. Eric Kandel ve çalışma arkadaşlarının öğrenme ve belleğin biyolojik temellerine ilişkin deneysel çalışmaları, özellikle sinaptik değişikliklerin öğrenme ve bellekteki rolünü anlamamız açısından temel katkılardan biridir. Bununla birlikte, Kandel’in deneysel çalışmalarından doğrudan belirli psikoterapi yöntemlerinin geliştirildiğini söylemek yerine, bu temel nörobilimsel bulguların bellek ve terapötik değişimi anlamaya yönelik daha geniş bilimsel çerçevenin parçalarından biri olduğunu söylemek daha doğru olur.
Bu açıdan terapiyi, geçmişi değiştirmekten çok geçmişle kurulan ilişkinin değişmesi olarak düşünebiliriz. Yaşanan olay aynı olay olarak kalabilir; fakat kişinin o olay karşısında hissetme, düşünme, anlamlandırma ve davranma biçimi değişebilir. Değişim de tam olarak burada başlar.



Yorumlar