Yerinde ve Yeterince Korku: Korkularımız Bizi Koruyor mu, Tutsak mı Ediyor?

Duygu Odaklı Terapi yaklaşımına göre insanoğlu; korku, üzüntü, öfke, tiksinti, utanç, coşku ve şaşkınlık olmak üzere doğuştan getirdiği yedi temel birincil (primer) duyguya sahiptir. İçsel birer pusula görevi gören bu birincil duygular, temel olarak hayatta kalmamızı sağladığı gibi bir ötekini empatik bir biçimde anlayabilmemize de imkân tanır. Erken çocukluk döneminde bakım verenlerimiz ve çevremiz tarafından görülüp onaylanan, kabul gören duygular sağlıklı yapısını koruyarak yaşamımız boyunca bize rehberlik etmeye devam eder. Birincil duygular kendi içerisinde adaptif (uyum sağlayıcı) ve maladaptif (uyum bozucu) olmak üzere iki temel örüntüye ayrılır.
Adaptif korku, karşılaştığımız gerçek tehlikelere karşı bizi koruyan son derece sağlıklı duygusal yanıtlar üretir. Bir tehdit anında donup kalarak, çevreyi gözetleyerek ya da gerektiğinde kaçarak duruma ve bağlama en uygun tepkiyi vermemizi sağlar. Ancak bu koruyucu mekanizma, geçmişte yaşanan yoğun ve travmatik olumsuz deneyimlerin üzerine temellendiğinde maladaptif bir yapıya bürünebilir. Maladaptif korku örüntüleri, mevcut durumun bağlamına uygun ya da yapıcı olmak yerine kişinin günlük işlevselliğini ciddi şekilde zedeler. Örneğin, geçmişte saldırgan ve yıkıcı bir baba figürüyle büyümüş bir bireyin yetişkinlikte patronunun sesini hafifçe yükseltmesinden dehşete düşmesi ya da fiziksel/cinsel istismar geçmişi olan birinin partnerinin sevgi dolu bir sarılma adımından korkması maladaptif korkunun somut örneklerindendir.
Korku duygusunun toplumsal ve kültürel dinamiklerle kabul görmediği durumlarda ise sekonder (ikincil) duygular sahneye çıkar. Önemli ötekiler ve çevre tarafından birincil duygular onaylanmadığında, sekonder duygular asıl hislerimizin üzerini örten bir maskeye dönüşür. Örneğin; "erkek adam korkmaz", "dik duracaksın" gibi kalıplarla yetiştirilen çocuklar, iç dünyalarında hissettikleri korkuyu açıkça ifade edemediklerinde, bu kırılgan duyguyla yüzleşmemek adına farkında olmadan öfke patlamaları sergileyebilir ve korkularını öfke ile maskelerler.
Bunun da ötesinde, ilişkisel süreçlerde bir amaca ulaşmak adına hissedilmeyen bir duygunun sergilenmesiyle aracı duygular şekillenebilir. Birey, çevresiyle ilişki kurmanın ve isteklerini elde etmenin yolunu "mış gibi" korkarak öğrendiyse bu örüntü zihinsel bir şema halinde devam eder. Kişi gerçekte korkmadığı halde, korku sergilediğinde ötekileri etkileyebildiğini fark ettiğinde farkında olmadan bu döngüyü tekrarlar



Yorumlar